Dört Duvar

Vangelis Hacıyanidis

Çevirmen: Yasemin Aydın

Sonbahar 2018

Bu bir bal hikâyesi. Ama bildiğimiz ballardan değil. Efsane, dillere destan, tanrılara layık bir bal. Herkesin imrendiği, peşinde olduğu bir gizli tarif, özel bir çiçek karışımından elde ediliyor.

Üreticisi inatçı, yalnız bir adam. Yanına yardımcı aldığı kadın bir kaçak, minik kızını kimden doğurduğu meçhul.

Sonuçta bir ensest hikâyesi, birkaç acı aşk hikâyesinin karışımı.

Aç gözlülük de var, olmaz olur mu! Kilisenin açgözlülüğü var, devletten bile önce. Adadaki manastırın baş papazı gizli tarifi istiyor, kahramanımız Rodakis’i hapsediyor.

Tatile gittiğimiz Yunan adalarından çok farklı bir adada geçiyor bu olaylar. Adeta “Derin Yunanistan” diyeceğimiz geliyor.

Dört Duvar herkesin kendi duvarını ördüğü bir roman. Arzu duvarı, arsızlık duvarı, intikam duvarı, iktidar duvarı. Miras aldıklarımızın, geleneklerin duvarı.

Ünlü bal tarifi Yunanistan’ın ruhunu temsil ediyor olabilir mi? Bize Rodakis’in, yaşadığı ülkenin sırrını çözmeye çalıştığı bir alegori, bir arayış hikâyesi gibi gözüktü. Tekinsiz bir durum. Tehlike var. Bilinmezlikle malumat iç içe. Kahraman sanki bir sınavdan geçiyor. Hem hapis, hem özgür, tam belli değil.

İşte Vangelis Hacıyanidis’in dünyası böyle. Mekânlar rüyadayız hissi yaratıyor. Kim olduğumuzu bilmemenin çaresizliği var. Evrensel bir insanlık durumu. Bir yandan da tipik Yunanlı olmadan, daha gerçek bir Yunanistan çıkmazına işaret ediyor romancı. Kendi ülkesinde yabancı olmak. Manevî ve ahlakî kaypaklığı sorgulamak.