Olivier Remaud

Aslında çok karmaşık değil. Olivier Remaud, felsefeci (filozof, feylesof). Genç bir felsefeci (yani 50 yaş üstü!). Felsefeciyi kimi zaman Türkçe “düşünür” sözcüğü ile karşılar olduk, oysa, doğrusu, “düşünceyi düşünen ve bunu seven kişi” olmalı. Remaud da onlardan. Felsefe ya da fikirler tarihçisi değil. Çünkü artık, deniyor ki, filozof, kalmadı; yapılan, felsefe tarihidir, felsefe değil.

Okuyacaksınız Remaud’nun kitabını ve göreceksiniz. O bunu yapmıyor. O düşünceleri seviyor, onlar üzerine düşünüyor. Ama o da alanın gereksiz dar kalıpları içinde bulmuş kendini başta. Ecole Normale Supérieur’lü. Sonra “aggrégé” olmuş, yani ders verme ehliyeti almış, sonra da doktorasına yapmış.

Doktorası Napolili büyük felsefeci (tarihi, hukuku ve şiiri bir anda, karşılaştırmalı düşünen) Giambattista Vico üzerine. Sonra, 19. yüzyıl romantik tarih felsefecisi Michelet üzerine yazıyor. Sonra, “Hars ve Medeniyet Karşıtlığı” üzerine yazıyor. Uzun süredir Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’de (EHESS) ders veriyor. Ama bu yıllar zarfında misafir öğretim üyeliği yaptığı yerleri yazmaya kalkmak zahmetli iş, çok yer tutar. Oslo, Viyana ve New York üniversiteleri, bazıları.

Kozmopolit düşünce nedir? Doğayla kurduğumuz ilişki biçimleri bu çağda ne hâl almıştır (yani doğanın canına niye ve nasıl kıyıyoruz)? Neye, niye inanırız? Dünyaya dair bilgilerimizi nasıl oluştururuz? Ve tabii, son olarak, büyük yankı uyandıran kitabının konusu: Gönüllü Yalnızlık. Toplumsal bir varlık olan insanın nasıl olup da gönüllü olarak yalnızlığı seçmesi, onu sevmesi mümkün olur?

Çok farklı alanlardan örneklerle, Sean Penn’in Into the Wild filminden H.D. Thoreau’ya, Remaud, bu alana hâkim olanların “kullanışlı felsefe” dedikleri türün en iyi örneklerinden birini veriyor. Yalnızlığın felsefesini yapıyor. Başkalarından sıkılmanın. Kaçmanın, içe kapanmanın. Ve bunu bir sorun olarak görmemenin üzerine düşünüyor.