Yayıncılığımızın tarihi yasakların da tarihi

Yayıncılık sektörünün pek çok alanında emek veren iki isim, Sevengül Sönmez ve Yalçın Armağan, Yayıncılık Konuşmaları serimizin ilkinde, 24 Ekim günü Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin konuğu oldular.

“Türkiye Yayıncılığının Yasaklı Tarihi” alt başlığında gerçekleşen bu oturumda, sansürün kavramsal olarak açılımı, çeşitli dönemlerdeki örnekleri ve bugüne uzanışını Sevengül Sönmez romanlar, Yalçın Armağan ise şiirler üzerinden aktardı.

Kitap-lık dergisinin Aralık 2016’da yayımlanan 188. sayısı için hazırladıkları “Edebiyatta Sansürün Tarihi” dosyasına değinerek söze başlayan Sönmez, o günlerde Ahmet Altan’ın yeni hapse atıldığını ve bugün hâlâ cezaevinde olduğunu hatırlatırken, Armağan ise Kitap-lık için bu dosyayı hazırladıkları tarihte edebiyat alanında sansürle ilgili çalışılmış hiçbir tez olmamasının ilginç olduğunu vurguladı.

Sansürün Avrupa'da ilk kullanılmaya başlandığında olumlu bir şey gibi kabul gördüğünü ve sansür damgasının “okunabilir”, kraliyet tarafından değeri “onaylanmış” kitap olarak “imtiyazlı” bir anlam taşıdığını, o zamanlar “önleyici tedbir” ve “cezalandırıcı işlem” olarak tanımlanmadığını söyleyen Armağan, siyasal baskıların arttığı dönemlerde ise yasaklama anlamındaki sansürün yasaların parçası haline geldiğini belirtti. “Ne sansür edilebilir” sorusunun karşılığı olarak, siyasetin yanına hukukî anlamda içini çok daha kolay doldurabildiği “ahlak”ı da eklediğini hatırlattı.

Armağan, II. Abdülhamid döneminden bu yana bu topraklarda kitaplara uygulanan sansürün en çok “komünist propaganda”, “Kürtçülük”, “Ermenicilik”, “Rumluk”, “dinî propaganda”, “dış politikamıza zarar verecek yayın”, “misyonerlik”, “müstehcenlik” gibi başlıklar altında toplandığını vurgulayarak baskı dönemleriyle edebiyat tarzlarının da ilişkilendiğini, yazarların kapalı bir dile yöneldiğini belirtti ve Abdülhamid döneminde Servet-i Fünun ile Demokrat Parti döneminde İkinci Yeni’nin doğmuş olmasına vurgu yaptı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında edebiyat bağlamında pek yasağın olmadığını, yasakların 30’larda özellikle Nâzım Hikmet'i hedef alarak başladığını ve 1931’de şairin bütün şiir kitaplarının yasaklandığını hatırlatan Armağan, bu dönemde içeriğe çok da bakılmadan sosyalist yazarların sansürlendiğini vurguladı. Sabahattin Ali’nin ölümüne yol açan ülkeden kaçma sürecinin de kendi hayatının Nâzım Hikmet gibi sonlanmaması için olduğunu söyleyen Armağan, kitapları 1929-1936 arası yayımlanabilen Nâzım’ın sonrasında kitaplarının Türkiye’de yayımlandığını göremediğini belirtti. Nâzım Hikmet “yüzünden” yargılanan Nezihe Meriç, Şerif Hulusi gibi isimlere de değinen Armağan, şiir bağlamında 1940’larda da metinlerin değil, yine şairlerin hedef alındığını, kişisel siyasi tercihleri üzerinden saçma gerekçelerle şiirlerinin yasaklandığını sözlerine ekledi.

Faşizmin tüm dünyaya yayıldığı 40’larda Türkiye’ye de yansıdığını, bu dönemde baskının kendini otosansüre de dönüştürdüğünü belirten Sönmez ise, özellikle Sabahattin Ali’nin öldürüldüğü 1948’den sonra büyük bir sessizlik süreci yaşandığını vurguladı. Sabahattin Ali’nin bugün “100 Temel Eser” kapsamında yer alan Kuyucaklı Yusuf romanının “parmağı koptuğu için askere gidemeyen Yusuf karakteri aracılığıyla halkı askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle yargılandığını söyleyen Sönmez, kitabın davada üç bilirkişiden biri olan Reşat Nuri Güntekin sayesinde beraat ettiğini vurguladı.

Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Sabahattin Ali’nin çıkardığı Marko Paşa dergisine de değinen Sönmez, derginin “toplatılmadığı zamanlarda çıkar” ibaresiyle yayımlandığını belirtti; dönemin yasak anlayışının yine muhalif ve siyasi yazarlar üzerinden ilerlediğini vurguladı.

İlk romanı Medarı Maişet Motoru toplatılan Sait Faik’in korkuyla yazmaktan bir süre uzak durduğunu, kitabın 52’de tekrar yayımlanacağı zaman yasaklı cümleleri yazarın bizzat ayıklattığını da hatırlatan Sönmez, Mahmut Makal’dan, Samim Kocagöz’e, Sevgi Soysal’ın Yürümek'inden Ahmet Altan’ın Sudaki İz'ine, Şebnem İşigüzel’in Hanene Ay Doğacak romanına uzanarak edebiyatın yasaklı kitaplarını özetleyerek bugüne uzandı.

Armağan’ın ise bugün ders kitaplarında yer alan Cahit Külebi, Edip Cansever dizelerinin “müstehcen” bulunarak çıkarıldığını, artık eserlerin ya da yazarların yasaklanmasından da öte yayınların imha edildiği, yayınevlerinin kapatıldığı geniş bir sansür anlayışının içinde olduğumuzu ifade ettiği konuşmanın sonunda, katılımcıların sorularıyla söz yayınevlerinin günümüzde uyguladığı yoğun otosansüre de geldi.

Bu konu zaten Yayıncılık Konuşmaları’nın 28 Kasım’da yapacağımız ikincinin de başlıca meselesi. Bekliyoruz.