“Dramatik aksiyon daima felsefîdir”

Tiyatro, edebiyat tarihine iz bırakan nice avangard akımın öncüsü oldu. Birçok yazar sahneyi dramatik aksiyonun sergilendiği bir mekânın ötesinde, metnin dile geldiği ve imgenin vücut bulduğu bir alan olarak gördü. Kendini bu deneysel çizgide konumlandıran çağdaş oyun yazarlarından ve tiyatro yönetmenlerinden biri de Christina Ouzounidis. 2019’un Nisan ayında İsveçli yazarın ilk kez bir oyunu, Heterofil (Heterophile), Türkiye’de sergilendi. Oyununun Galata Perform’da okuma tiyatrosu olarak seyirciyle buluşmasından önce Ouzounidis’i evimizde konuk ettik.

Ouzounidis’le Stockholm’de yüz kez sahnelenen bir başka oyunu Beyaz, Zengin, Özgür’den (Vit, Rik, Fri / White, Rich, Free) İngilizce ve Türkçe küçük bir kesit okuduktan sonra, tiyatro dili, oyuncuların özgürlüğü ve oyunlarında tiyatro ile felsefe arasında kurduğu köprüler üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

İsveçli bir anne ve Yunan göçmeni bir babanın kızı olan Ouzounidis birçok oyununda Yunan mitlerinden esinleniyor. “Hep bu hikâyelerle büyüdüm. Babam iyi bir hikâye anlatıcısıdır. İsveç dünyasıyla Yunan geleneği iki ayrı evren,” diye anlatıyor. Ancak her ne kadar cast çalışmasında rolleri mitolojik kahramanlara dağıtsa da Ouzounidis’in ördüğü hikâyeler her çağa hitap ediyor. Sanki bu trajik karakterleri post-modern çağın sorunlarıyla güncellenmiş bir mizansenle sahneye çıkarıyor.  

Mesela bir monolog olan Beyaz, Zengin, Özgür oyununun kahramanı Miken Kraliçesi Klitemnestra. “Bildiğim kadarıyla Klitemnestra’nın bugüne kadar bir oyunu [Klitemnestra karakterini merkeze alan bir oyun] yok,” diyor Ouzounidis. İlyada ve Ulisses destanlarında yer alan Klitemnestra aslında önemli bir trajik kahraman. Kızı İfigenya’nın, eşi kral Agamemnon tarafından Tanrıça Artemis’i yatıştırmak için katledilmesini asla affedemiyor. İfigenya’nın adını taşıyan trajedide Agamemnon’u, kızını kurban etmeye razı olmasından dolayı öldürüyor. Ouzounidis’in oyunundaysa Klitemnestra, sosyal pozisyona dayalı özgür bir kadın olma durumundan konuşuyor.

Oyun, İsveçli deneyimli aktris Ann Petrén için yazılmış. Yıllarca sinema ve tiyatroda çok sayıda film ve oyunda rol alan Petrén, bu piyesten önce hiç monologda oynamamış. Piyesi Stokcholm’de 100 kere sahneledikten sonra daha fazla oynamak istememiş. “Burada benim kullanmak istediğim ve birçok oyunumda olan bir özgürlük katmanı daha var. O da dil,” diyor Ouzounidis. “(Klitemnestra) özgürlük ve tüm imkânlarıyla ilgili birçok söz söylüyor. Söylediklerinle yapmaya çalıştığın, kelimelerin görünümü ve amaçları arasında bir çelişki doğuyor.”

Dil ve şiddet

Oyunda Ouzounidis’in ilgi duyduğu bir diğer tema ise şiddet. Oyun yazarlığına başlamadan önce öykü yazdığını ve bunlarda genellikle fiziksel şiddeti ele aldığını anlatıyor. Dilin, konuşma eyleminin de yarattığı çatışmalarda başlı başına bir şiddet olduğunu söylüyor. “Sadece kuşaklar, cinsiyetler arasında çatışmalar değil, dille kendimizle olan çatışmamızı da ifade ediyoruz.

Dil, Galata Perform tarafından seslendirilen Heterofil oyununun merkezinde. Oyun cinsiyetler ve cinsiyet seçimini konu alıyor. “Bu oyunda kullandıkları dilin yapısökümü vasıtasıyla karakterlerimi bir konuda konuşturup, bambaşka bir şey olmalarını sağlıyorum,” diyor.

Bu anlamda, Ouzounidis’in metinlerinde tiyatroyla deneme arasındaki mesafe kapanmış oluyor. Hattâ zaman zaman oyunlarının “fazla felsefî metinler olarak görüldüğü için” eleştirildiğini de söylüyor Ouzounidis. “Dramatik aksiyonun daima felsefî bir katmana sahip olma imkânı var. Dramanın böyle çalıştığını düşünüyorum: Tiyatro metninde her zaman bir çatışma var ama bu sadece kişiler arasında bir çatışma değil. Aynı zamanda kendine dönen bir çatışma da var,” diyor.

Ouzounidis’in tiyatro yönetmeni olarak sahnelediği metinlerden biri de, şiddet temasını sıkça işleyen bir başka yazar, Elfriede Jelinek’in Kış Seyahati (Winterreise / Winter’s Journey). Hem yönetmen hem de yazar olarak oyunculara rollerini yorumlamak için olabildiğince geniş bir özgürlük tanıdığını söylüyor. “Her oyuncunun repliğinin ne anlattığına, bunlar ifade ederek ne yapmayı amaçladığına karar vermesi kazım. O nedenle sözcükler asla yeterli değil. Nereden geldiğini, niyetinin ne olduğunu da bilmesi lâzım.” Bu anlamda Ouzounidis oyuncuya karakterle ilgili kendi yorumunu dayatmaktan imtina ettiğini anlatıyor. “Benim için ortaya çıkan biçim önemli.”

Ouzounidis, tıpkı hikâye örgüsünde çağdaş temaları mitolojiyle harmanlaması gibi, tiyatro kurgusunda da geleneksel ve çağdaş stratejiler arasında bir kırılma yerine, bir köprü kurulması gerektiğini savunuyor. “Strateji icat edemezsin. Benim oyunlarım da Aristotelyen yapıyı takip ediyor. Ama bunu yapmanın, bir olayı düşünmenin birçok yolu var. Bu kavramları yeni şekillerde kullanabilir hattâ belki yeniden formüle edebilirsiniz,” diyor Ouzounidis.

Yeni yazdığı oyun Teröristin Bedeni modern bir figür olarak teröristi mitolojik bir dünyaya taşıyor. Ouzounidis’e göre Yunan mitleri dil ve insan üzerine düşünmek için ideal bir arkaplan sunuyor yazarlara. “Eski Yunanistan’da özgür erkeklerin dil ve, o dönem icat edilmemiş olsa bile, psikanaliz üzerine düşünmeye o kadar çok zamanları vardı ki,” diyor. “Düşünün, Tanrıların icat edilmesi bile dahiyâne bir şey değil mi?”